20 Mart 2012 Salı

Akşam Olsada Gitsek




25 yıllık hayatım boyunca yaptığım en tutarlı şey paul lafargue'ın "tembellik hakkı" kitabını 3 ay boyunca okulun kütüphanesine geri götürmeye üşenip, sonunda kütüphaneye 3 basamaklı bir ceza ödememdir herhalde. hiç uğramasam kütüphaneye neyse diyeceğim ama , her gün önünden geçtiğim, içinde saatler geçirdiğim bu yere, sırf kitabı evde nereye koyduğumu hatırlamamam ve aramaya üşenmem sonucu ismimi bağışçılarının arasına yazdırabilecek seviyede tembelliğe nasıl ulaştım lan ben? çizgi film karakteri olsam coyote olurdum heralde, alnımda "sucker" yazısı belirirdi ikide bir, bitmek tükenmek bilmeyen kerizliğim yüzünden kafama demir örs düşerdi sürekli diye düşüne düşüne soluğu hisarüstünü bilenler için söylüyorum; otobüs duraklarının hisar kampüse bakan yarı sahasındaki la libertada aldım. bi ellilik söyledim, resmen çocuğuna flüt alamayan ama 70'lik rakıya para bulan ibrahim tatlıses gibiydim, kaç para ulan bi kitap diye bağırasım geldi. sanki bu kitaptan gecikme cezası almaması gerekir gibi geliyor bana kütüphanenin, dolapta olan yemeği ısıtmaya üşenip aç aç saatlerce eve birisinin gelmesini bekleyen birisinin kitabı geri getirmesi bile mucizeyken.(feridun düzağaç gibi devrik cümle manyağı oldum farkındayım)


neyse, elliliği içerken aklıma gelmişti aslında bu ibrahim tatlıses muhabbeti, tek başına bira içerken ibrahim tatlıses'i düşünmek de ayrı bir kerizlik, arabistan'a çalışmaya gidecekti galiba filmde onu bekliyordu. bense çalıştığımı kütüphaneye bayılmakla meşguldüm o ara; sabah kalk, iki poğaça ye işte, öğle arası geyik yap, akşamı bekle, eve gel, bira iç ve yat. ne bileyim çok sevmiyorum galiba çalışmayı, hele ki grup çalışmasına çok tepkiliyim. bir yerde bir iş varsa ve orada iki kişi varsa ayrıca bu işi tek bir kişi yapabiliyorsa, her daim o işi yapmayan kişi olmayı tercih ederim, birileri boş oturacaksa o kişi ben olmalıyım. önceki hayat diye bir şey varsa eğer, önceki hayatımda bir hamak olmam gerekiyor galiba; "siz takılın, ben sallanıyorum burada" diyen.


mesela şindi düşündümde, mısır piramitlerinde çalışan "köle"lerin de öğlen yemek yemek için bir arası oluyordur mutlaka, onlar da geyik yapıyordu büyük ihtimal o arada; "naber lan tırto, 30'luk kayayı görünce götün yemedi bakıyorum da" ya da " ustabaşıyla o kavgamız taa firavuna kadar ulaşmış, ama ben haklı olduğum için kimse bir şey diyemedi" gibisinden. ee abi onlara köle diyoruz, kendimize çalışan diyoruz, nasıl bir politically correctnes'dır bu? (aha ertuğrul özkök oldum şimdi de)


e çalışan olmak buysa, hala niye tembelliği cezalandırıyoruz ki? tak verdim sosyal mesajımı kaçarım ben artık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder