evde oturmak bana yaramıyor, cidden yaramıyor. en kötü ne yapabilirsin canın sıkılınca, nevresimleri değiştirir ya da perdeleri "lan bunlar sigara dumanından bildiğin kararmış, bi yıkayayım" dersin, kesmezse acaba mor spot ışık alsam da kendi kişisel pavyon girişimimi mi yapsam dersin, hadi en kötü "şimdi bu konuşturan muhabbet kuşu yemlerinden versem kuşa, sonra deli gibi ingilizce konuşsam yanında, acaba hayvan ingilizce öğrenir mi" diye nereden baksan tutarsız nereden baksan ahmakça düşüncelere dalarsın. gerçi bir defa sabaha karşı "komşusu ayıkken kafası güzel olan bizden değildir" diye tekila şişesiyle üst kata çıkasım gelmişti ama ev arkadaşlarım engel olmuştu en sonunda, neyse onu olmamış farzedelim.
peki ben ne bok yedim, "saçlar hepten 3.lig kalecisi saçı gibi oldu, şu makineyle biraz kısaltayım" dedim, demez olaydım arkadaş. o melun saç kesme makinesini ayna karşısında elime aldığım an ne olduysa, birden tanınmamak için kılık değiştiren doktor richard kimble moduna girdim, saç sakal ne varsa toptan kazıdım, nektarin gibi, soner sarıkabadayı gibi dolaşıyorum ortalıkta. beyaz soğana döndüm lan. neyse, karbeyaz kafayla ayna karşısında " lan benim kafam bildiğin armut şeklindeymiş" derken, aklıma robert de niro'nun ayna karşısında "are you talking to me" dediği sahne geldi aklıma, bir kere daha kendimden tiksinip hızlıca bir duj alıp çıktım evden.
bir şeyler yemek için her zaman gittiğim kır pidecisine gittim, 4 kişilik masaya tek başıma oturup her zamankinden dedim (evet kır pidecisinde yaptım bunu). bi 5-10 dakika sonra arka masaya baya kalabalık bir grup oturdu, masaya sığamadılar haliye, garson gelip "abi gelecek var mı" diye sorup karşımdaki iki boş sandalyeye el attı. "yok yok tekim" deyince aldı sandalyeleri ama arkada orklar gibi ses çıkaran grubu kesmedi bu 2 sandalye, benim yanımda kalan tek bir sandalyeyi daha aldılar. en son "pardon tuzluğu alabilir miyiz" diye diye benim masa hepten sırra kadem bastı. " e oldu olacak ben de geleyim yanınıza" diyecek oldum da kel kafamdan utandım. lan belki hayali arkadaşımla karşılıklı yemek yiyorum seneler önce aynı muhabbet arkadaşımın başına gelmişti, "sandalye boş mu", " şunu alabilir miyiz", "bunu çekebilir miyiz " derken en son adamın önündeki masayı kendi masaları ile birleştirmişlerdi de, herif uzay zamandaki tek bir nokta gibi sandalye üstünde kalakalmıştı, neyse ki öyle bir şey olmadı.
bu dandik hayat tecrübesinden çıkardığım sonuç; yalnız yalnız yemek yemek baya baya (ikilemelere geel) boktan bir şey (evet düz adamım). daha edebi bir ifadeyle söyleyeyim hadi ben kır pidecisinde yalnızdım ama şu yıllardır dillerden düşmeyen, melon şapka'nın default repliği olan kalabalık içinde yalnızlık olayını istiklal caddesi mango önünde sigara içen adamlar yaşıyor. kalabalık içinde yalnızlık dediğin şey, bütün istiklal şıkır şıkır akarken, tın tın tın diye kozmopolitliği fısıldayan tramvay geçerken, çok afedersiniz kerhane önünden bekleyen tayfa gibi hiç kimseyle konuşmadan, gergin ve hızlı sigara içmek değildir de nedir? yüzük kardeşliğinde böyle bir birliktelik, böyle bir ahenk yok emenike. ohannes, alın size iş fikri; mango'nun önüne bi kaç iddia gazetesi, bir balya kupon, sırtın yere gelmez lan.
olası bir krizi fırsata çeviririm diye senelerdir cüzdanında 2€ saklayan birisinden girişimcilik fikirleri dinlemek isterseniz devam etmek istiyorum.
efenim tamamına http://eksisinema.com/eksi-sinema-alternatif-top-250/ erişebileceğiniz imdb top 250 listesinde olmayan filmler arasından bir takım ekşi sözlük yazarları tarafından seçilmiş bir alternatif top 250 film listesi var. bu filmlerin korsan cd'lerini basıp üniversite öğrencilerin çok olduğu yerde tezgah açacaksın demek isterdim fekat öncesinde söylemek istediğim bir kaç bir şey var; 125 tanesini izleyip yarısında çıkmam gerekirdi normalde ama emeğe saygı diye listeden izlemediğim 237 tanesinin kısa tanıtımlarını okudum. öncelikle bu listeyi yapan çocuk kör oldu bence; ikincisi - belki senin için fesat öküzüm diyeceksiniz bana ama- bu listenin yapılış amacı pek masum veya sinema amaçlı gelmedi bana. sanki biraz hipster olma çabası, kendi meşrebince karşı cinse yürüme uğraşı, ve "lan 1984 prim yapmıyor artık" paniği kokuyor buram buram. neyse çok anlamadığım bir konuda fazla atıp tutmak istemiyorum, sadece "aga 1929 filmiyse kesin şahane filmdir amk" kafası bir an önce bitsin.
ve madem o kadar sinema dedik, son bir shot atıp was tun wenn's brennt soundtrack albümünden bir türküyle s.ktir olup gideyim.

admin acil bana özelden ulaş.
YanıtlaSilonur ben bu arada :D
Sil