cumartesi sabahı saat 10 bile olmamışken telefon çalışıyorsa, arayanla bir daha yüz yüze bakabilmemiz için o telefondan "olm sayısalı tutturdum, atla gel ibizaya yerleşiyoruz" gibisinden müjdeli bir haber, ya da "kolombiya mafyası peşimde, senin buzdolabında saklanayım 1 hafta" gibi içimdeki macerayı seven adamı dürtebilecek, hadi en olmadı " mahallenin muhtarlarındaki çaydanlık vardı ya, ölmüş lan" gibisinden absürd bir şeyler duymam gerekiyor. fekat insan telefonu miğferdibindeki orkları kıskandıracak bir sesle ve demirdöküm şofbenlerinden hallice kafayla açıp, alkollü bir bünyeden "sevmek suçmu abi, sorarım sana" gibi alt eşofman vermeli ve dev kazanda menemen yapmalı devasa bir geyiğin habercisiyle karşılaşınca "sevmek suç değil de, bu saatte aramak insanlığa sığar mı" diye soruyor ister istemez.
aslında direkt telefonu yüzüne kapatıp www.aa.org mesajını göndermem gerekirdi ama arayan normalde (normal neyse artık) içmeyen birisi olduğu ve en son liseden ayrılırken kızlarla tokalaştığıyla duranlarla hiç alakası olmadığı için merak ettim ne diyeceğini. hay merak etmez olaydım neymiş efendim, "hitch" diye bir film vardı will smith'in oynadığı, belki izlemişsinizdir, türkçeye "aşk doktoru" diye çevirmişlerdi, oradaki taktikleri uygulayacakmışız.
radyosunu yeni açanlar daha doğrusu bir 10 yıldır mağarada yaşayanlar için filmin olayını kısaca anlatayım biraz; esas oğlan profesyonel bir çöpçatan. yani öyle trafik lambalarına "bayram tatilinde bekarlar için bodrum turu" ilanı asanlardan değil. mottosu: "temel ilkeler: ne olursa olsun, ne zaman ve kim olursa olsun her erkeğin her kadının aklını başından alma şansı vardır. bunun için sadece uygun araca ihtiyaç duyar." işte bu uygun aracı bu esas oğlan buluyor filmde, sonra kendisi birine tutuluyor, devamında olaylar olaylar.
neyse, öyle ha deyince "la olm sen emlakçının metrobüse yürüyerek 10 dakika dediği ve aslında 25 dakika olan yerde yaşıyorsun yazıldığın 3+1 de tek başına kalıyor; üstüne üstlük efendi, oturmasını kalkmasını bilen, içkisi sigarası olmayan, evden okula okuldan eve gidip gelen adamsın, kız olsam vermezdim yani sana, bu nasıl hayat lan?" diyemiyor işte insan. her şeyi geçtim bir de derdine derman bulmak için bana söylüyorsun bunları, bana bana bihter'ine.
mesela o filmde şöyle bir sahne vardı, çöpçatan olan esas oğlan, kadının birinin köpeğini sadece bir sürelik kaçırıp, kadına yazılan elemana veriyordu. kadın köpeğin peşinden geldiğinde, elemanı elinde köpekle bir taksinin önünde sanki taksi ona çarpmışcasına buluyordu ama eleman köpeğin hayatını kurtarmış gibi bir imaj çiziyordu, muhabbete oradan başlıyordu. lan bunu bizim memlekette yapmaya çalışsan, elinde köpekle taksinin önüne kendini attığın an taksici dörtlü bijon anahtarını kapıp, allah ne verdiyse ağız yüz dalardı. hadi taksiciyi de ayarladık desen, etrafında kesin meraklı bir kalabalık toplanır "kırık olsa duramazdın, verilmiş sadakan varmış" diye diye ağzına sıçardı senin açacağın muhabbetin.
diyemiyorsun işte bunları, ne kadar öküz olsan da gönlün el vermiyor, öyle bir şey değil diyemiyorsun, boş sinemada gizli gizli sigara içerken o karanlıkta arkadan gelen: " ateşin var mı?" sorusu gibi olmalı demek istiyorsun aslında.
neyse merak eden varsa o köpeği alıp kendini taksinin önüne atan eleman, şimdi the big bang theory'deki comic book store işletmecisi stuart. adam te o zamandan belli etmiş kendini.
devam edeceğim bu konudan bir sonraki yazıda, hadi bir türkü koyup öyle kaçayım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder